Gökkuşağındaki Sekizinci Renk

Herkes
bilir ki gökkuşağı yedi renktir. Gökkuşağında başka bir renk yoktur.
Gelin görün ki küçük bir kız bir renk daha gördüğünü iddia ediyordu.
Şimdi bu kıza güvenelim mi? İsterseniz karar vermeden önce onu biraz
tanıyalım.
Bu küçük kız bu olayı keşfettiği zaman sekiz yaşındaydı. Şu anda yirmi yedi, yirmi sekiz yaşlarında olmalı herhalde. Bu küçük kızın adı Geceparıltısı idi. İsmi belki size garip gelebilir ama parlak bir gecede doğduğu için bu ismi koymuşlar ona.
Geceparıltısı’nın başından geçenleri bu öyküye dökmek isterim. Bu küçük kızın başından geçenler çok önemli şeyler.
Sonbaharın hemen hemen her günü olduğu gibi yine yağmur yağmış, hemen arkasından Güneş açmıştı. Gökkuşağı en güzel yedi rengini göstermişti. Sanki Geceparıltısı için gelmiş, Geceparıltısı için, gizlediği bir rengini daha göstermişti. O da ne! Geceparıltısı bir renk daha görmüştü, hem de gökkuşağının en ucunda. Bu rengi size gösteremeyeceğim ama içimde uyandırdığı bu güzel duyguyu size yansıtmaya çalışacağım. Kendimi en soğuk uçurumun köşesinde, en sıcak şöminenin içindeymiş gibi hissettim. Geceparıltısı’nın da hissettikleri aynen bunlardı. Hemen resim çantasını açtı, suluboyasını çıkardı. Neredeyse her rengi birbiriyle karıştırdı ama bir türlü gördüğü o müthiş rengi yapamadı. Bu rengi unutmak istemediği için hemen not defterini çıkardı ve “En sıcak şöminenin sıcaklığı, en soğuk uçurumun kenarı = Yeni renk” diye not aldı. Not defterini cebine koydu ve jet gibi mutfağa, annesinin yanına koştu. Not defterini ona gösterdi ve heyecanla yaşadıklarını ona anlatmaya başladı. Annesi çoğunuzun düşündüğü gibi ona inanmadı ve bir bardak taze sıkılmış portakal suyunun iyi geleceğini söyledi. Elbette bu iyi gelmeyecekti. Ona inanacak biri olmadığı sürece iyi hissetmeyecekti zaten. Birden aklına bir fikir geldi. Ona inanabilecek tek bir kişi vardı o da gökkuşağının ta kendisiydi.
Ertesi gün yağmur yağmadı. Sonraki gün de. Günler birbirini kovalarken yağmur yağmaktan, Güneş de yağmurun ardından açmaktan vazgeçiyordu. Artık Geceparıltısı’nın tek bir şans vardı. Gökkuşağını evde arayacaktı. Daha öce evin çeşitli yerlerinde gökkuşağı görmüştü. Aynada, sabunlu suda ve hatta zeytinyağında gökkuşağı görmüştü. Gökkuşağı bulmak zor olmamalıydı herhalde. Ne yazık ki haklı olmadığını üzülerek bildirmek zorundayım. Nereye giderse gitsin sanki gökkuşağı ondan kaçıyordu. Sonunda banyoda onu kıstırdı ve çok merak ettiği soruyu sordu:
— Ey tatlı gökkuşağı, ben Geceparıltısı. Lütfen soruma cevap ver. Gerçekten var mı sende, o sekizinci renkten? Gökkuşağı başını eydi ve yere sekiz renkli muhteşem bir gözyaşı düştü. Gökkuşağı sessizce:
— Geceparıltısı ben çok yanlış bir şey yaptım, dedi sonra isteksizce devam etti:
— Bin yılda bir kere en karmaşık, en güzel rengimi yeryüzüne gösteririm ama hiç kimse görmeden geri almak zorundayım. Ne yazık ki sen bu rengi gördün, dedi ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Geceparıltısı hemen onu avuttu ve:
— Ben senin sırrını sonsuza kadar saklayacağım, asla ama asla kimseye söylemeyeceğim, dedi. Gökkuşağı o sırada gülümsemeye başladı. Geceparıltısı’na olan sonsuz güveni ile gözden kayboldu.
Gökkuşağı Geceparıltısı için bir renk yaptı. Bu renk öyle bir renkti ki kim görürse görsün tüm gökyüzünde Geceparıltısı’nın suratını görecekti. Gökkuşağı bu rengi Geceparıltısı’na armağan etti. Geceparıltısı artık her bakışında kendi yüzünü görüyor gökte. Kaybolmadan önce, gökkuşağı son bir kere göz kırpıyor Geceparıltısı’na. Aralarındaki dostluk Geceparıltısı’nın gördüklerine herkesten farklı bir açıdan bakması ve kendine olan inancı sayesinde yıllardır devam ediyor.
Bu küçük kız bu olayı keşfettiği zaman sekiz yaşındaydı. Şu anda yirmi yedi, yirmi sekiz yaşlarında olmalı herhalde. Bu küçük kızın adı Geceparıltısı idi. İsmi belki size garip gelebilir ama parlak bir gecede doğduğu için bu ismi koymuşlar ona.
Geceparıltısı’nın başından geçenleri bu öyküye dökmek isterim. Bu küçük kızın başından geçenler çok önemli şeyler.
Sonbaharın hemen hemen her günü olduğu gibi yine yağmur yağmış, hemen arkasından Güneş açmıştı. Gökkuşağı en güzel yedi rengini göstermişti. Sanki Geceparıltısı için gelmiş, Geceparıltısı için, gizlediği bir rengini daha göstermişti. O da ne! Geceparıltısı bir renk daha görmüştü, hem de gökkuşağının en ucunda. Bu rengi size gösteremeyeceğim ama içimde uyandırdığı bu güzel duyguyu size yansıtmaya çalışacağım. Kendimi en soğuk uçurumun köşesinde, en sıcak şöminenin içindeymiş gibi hissettim. Geceparıltısı’nın da hissettikleri aynen bunlardı. Hemen resim çantasını açtı, suluboyasını çıkardı. Neredeyse her rengi birbiriyle karıştırdı ama bir türlü gördüğü o müthiş rengi yapamadı. Bu rengi unutmak istemediği için hemen not defterini çıkardı ve “En sıcak şöminenin sıcaklığı, en soğuk uçurumun kenarı = Yeni renk” diye not aldı. Not defterini cebine koydu ve jet gibi mutfağa, annesinin yanına koştu. Not defterini ona gösterdi ve heyecanla yaşadıklarını ona anlatmaya başladı. Annesi çoğunuzun düşündüğü gibi ona inanmadı ve bir bardak taze sıkılmış portakal suyunun iyi geleceğini söyledi. Elbette bu iyi gelmeyecekti. Ona inanacak biri olmadığı sürece iyi hissetmeyecekti zaten. Birden aklına bir fikir geldi. Ona inanabilecek tek bir kişi vardı o da gökkuşağının ta kendisiydi.
Ertesi gün yağmur yağmadı. Sonraki gün de. Günler birbirini kovalarken yağmur yağmaktan, Güneş de yağmurun ardından açmaktan vazgeçiyordu. Artık Geceparıltısı’nın tek bir şans vardı. Gökkuşağını evde arayacaktı. Daha öce evin çeşitli yerlerinde gökkuşağı görmüştü. Aynada, sabunlu suda ve hatta zeytinyağında gökkuşağı görmüştü. Gökkuşağı bulmak zor olmamalıydı herhalde. Ne yazık ki haklı olmadığını üzülerek bildirmek zorundayım. Nereye giderse gitsin sanki gökkuşağı ondan kaçıyordu. Sonunda banyoda onu kıstırdı ve çok merak ettiği soruyu sordu:
— Ey tatlı gökkuşağı, ben Geceparıltısı. Lütfen soruma cevap ver. Gerçekten var mı sende, o sekizinci renkten? Gökkuşağı başını eydi ve yere sekiz renkli muhteşem bir gözyaşı düştü. Gökkuşağı sessizce:
— Geceparıltısı ben çok yanlış bir şey yaptım, dedi sonra isteksizce devam etti:
— Bin yılda bir kere en karmaşık, en güzel rengimi yeryüzüne gösteririm ama hiç kimse görmeden geri almak zorundayım. Ne yazık ki sen bu rengi gördün, dedi ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Geceparıltısı hemen onu avuttu ve:
— Ben senin sırrını sonsuza kadar saklayacağım, asla ama asla kimseye söylemeyeceğim, dedi. Gökkuşağı o sırada gülümsemeye başladı. Geceparıltısı’na olan sonsuz güveni ile gözden kayboldu.
Gökkuşağı Geceparıltısı için bir renk yaptı. Bu renk öyle bir renkti ki kim görürse görsün tüm gökyüzünde Geceparıltısı’nın suratını görecekti. Gökkuşağı bu rengi Geceparıltısı’na armağan etti. Geceparıltısı artık her bakışında kendi yüzünü görüyor gökte. Kaybolmadan önce, gökkuşağı son bir kere göz kırpıyor Geceparıltısı’na. Aralarındaki dostluk Geceparıltısı’nın gördüklerine herkesten farklı bir açıdan bakması ve kendine olan inancı sayesinde yıllardır devam ediyor.
